10.7.09

Digitalage'den yararlı bir yazı...

Sosyal Ağlarda ortalama kullanıcı profilleri


İnternette hangi sosyal ağı daha çok kullandığınıza bağlı olarak kişiliğiniz analiz ediliyor. Twitter mı kullanıyorsunuz? O halde cinselliğe eğiliminiz ortalama bir facebook, MySpace ya da LinkedIn kullanıcısından daha çok. LinkedIn favoriniz mi? Bu da sizin daha çok dizileri takip ettiğinizi ortaya koyuyor. MySpace vazgeçilmez mi? Büyük bir ihtimalle gündelik hayatta spora çok düşkün değilsiniz.

Sosyal ağlar hayatımızın her yerine girdiğinden bu yana birçok araştırma da paralelinde yürüyor ve yakın zamanda bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı bu çalışmaların sonuçları. Hangi siteyi daha çok kullandığınıza bağlı olarak kişilik analizi üzerinden genellemelere tabi tutulabilirsiniz. Anderson Analytics tarafından yapılan bir araştırma sosyal ağ kullanıcılarının ilgi alanlarını, alışveriş tercihlerini, tüketim alışkanlıklarını değerlendirerek kişilikleriyle ilgili çözümlemeler sunuyor.

Dünyadaki online nüfusun yüzde 60ına tekabül eden 110 milyon Amerikalı sosyal ağlar üzerinde günlük faaliyet gösteriyor. Bu sayı yanıltıcı gibi görünmekle birlikte, yalnızca her gün ağ üzerinde aktif olan insanları kapsıyor, bu bakımdan da nadiren giren ama hesabı açık olanlar bu araştırmaya dahil değil. Araştırma dahilindeki kullanıcıların çoğu sosyal ağları çok uzun süreli olarak her gün kullanıyor. Ortalama bir ağ kullanıcısı siteye haftada en az beş gün giriyor ve günde en az dört defa kontrol ediyor, ve siteye girdiğinde bir saatten az durmuyor. Kullanıcıların yüzde 9u sosyal ağları bütün gün açık bulunduruyor ve her an yenilikleri takip ediyor.

Ağ kullanıcılarının markalara yönelimi araştırmacıların beklediğinden çok daha fazla çıktı. Katılımcıların yüzde 52si en az bir ürünün/markanın sürekli takipçisi ya da destekçisi olarak kendini kaydetmiş durumda. Kendilerine bir markayı kullandıkları ağda görmenin etkisinin ne olduğu sorulduğunda yüzde 17lik bir kesim olumlu bulurken yüzde 19 da markadan soğuduğunu belirtti. Geri kalanlar ise bir etki hissetmediğini söyleyenler. Markaların daha fazla online reklam vermesinin olumlu olacağını düşünenlerin oranı yüzde 20 iken, buna karşın yüzde 35 de kullandıkları sosyal ağların reklamlarla dolmasına karşı çıkıyor.

İnternet kullanıcılarının tümünü yansıttığına inanılan 5.000 kişinin katıldığı anketlerde de aşağıdaki sonuçlar çıktı:

Genel Kullanıcı Kitlesi

Ağ kullanıcılarının çoğu kendi egolarını tatmin etmek için sahte profiller ve sahte arkadaşlar kullanıyor. Fakat genel eğilim asabiyet değil, önemli olan bir ağın parçası olarak hissedebilmek. Yaklaşık yarısı ise en çok ailesi ve arkadaşları ile bağlantıda kalmak için kullanıyor ağları. Yüzde 18lik bir kesim yalnızca gerçek hayatta tanıştığı insanlarla bir arada erişim sağlamak için ağ kullanıyor. Bu da gösteriyor ki insanların yüzde 66sına yakın bir kesimi yalnızca gerçek hayatta tanıştığı insanlarla görüşüyor sosyal ağlar üzerinde. Sahte arkadaş peşinde koşanların sayısı abartılmasına rağmen oranları yalnızca yüzde 10 ve bu kişiler kendileriyle iletişim kurabilecek herhangi birini geri çevirmiyor. Bir diğer abartı da şirket çalışanlarının online olarak ağlar üzerinde fazladan vakit harcaması üzerine. Fakat işteyken ağlar üzerinde dolaşanların oranı yalnızca yüzde 15.

Ağ takipçilerinin en çok ilgilendiği üç konu sırasıyla müzik, film ve arkadaş çevresi. Ağları kullanma gerekçesi olarak en çok dile getirilenler ise arkadaşlar ve aile ile bağları koparmamak. İlginç bir şekilde ağ kullanıcıları, kullanmayanlara kıyasla daha fazla kültürel faaliyete katılıyor, daha fazla video izliyor ve yeni haberlerden daha hızlı haberdar oluyor. Ağ kullanmayanlarla karşılaştırıldıkları bir başka konu ise yorumculuk yetenekleri. Bu konuda ağ kullanıcıları kullanmayanlara kıyasla dört kat daha fazla yorum yapıyor.

Genel ağ kullanıcılarını4 kategoriye indirgeyen Anderson araştırması ilginç sonuçlarla karşımıza çıkıyor. Sosyal medya uzmanları adı verilen ilk grup bu 4 kategori arasında en kilit noktada bulunuyor. Bu tarz kişiler gelir düzeyi gayet yüksek ve bulundukları ortamlarda karar mercii olarak öne çıkıyor. Ayrıca bu kişiler internet üzerinde izlerini bırakarak belirli bir markanın kabul görmesinde de etkili oluyorlar. Eğlence arayanlar ise bir diğer önemli grup, çünkü yükselen yıldızlar bu kişiler. Giderek genişleyen profil çapları ile öğrencilikten işveren konumuna geçmek üzere olan kişiler bu kategoride yer alıyor.

Sosyal Ağ kullanmayanlar

Çoğu kişinin inandığının aksine sosyal ağ kullanmayan insanlar teknoloji düşmanı değildirler. Aslında sosyal medyada, ağ kullanıcılarının internette geçirdikleri zaman kadar vakit harcarlar. Fakat bazı sebeplerden dolayı sosyal medyanın bir parçası olmamayı tercih eden kişilerdir. Bu sebepler arasında en çok vakit kıtlığı, güvenlik kuşkuları, ya da içeriğin anlamsızlığını belirtiyor katılımcılar araştırmada. İlk iki grup daha çok zaman darlığından dolayı ilgilerini yöneltemezken bir noktada sosyal medyayı kullanmak zorunda hissedip aktif üye olabilirler. Sosyal medyayı saçmalık olarak değerlendirenlerin yüzde 94ü asla bir ağa üye olmayacağını belirtti. Buna karşın zaman darlığındaki ve güvenlik kaygısı olanların ortalama yüzde 25leri yakın zamanda bir ağa üye olabileceğini belirtti. Bir ağ kullanıcısı olmayanlar ayrıca online alışveriş de yapmıyor.


Facebookçular

Toplamda 77 milyon kullanıcısı olan facebook, internet üzerinde en genel ortalamada yer alıyor. 45 kategori içinde en çoğuna ilgi duyan kullanıcı sayısı facebook üyeleri arasından çıkıyor. Ortalamada bu kadar geniş bir yere sahip olmasında ise en geniş tabanlı kullanıcı kitlesine sahip olmasının büyük bir etkisi var tabii ki. Fakat Anderson’un belirttiğine göre böyle bir araştırmada ortalamada bu kadar sağlam duran bir site için yorum yapmak çok zor.

Yine de araştırma sonuçlarına göre ortalama facebook kullanıcısının kişiliği ile ilgili birçok noktada tespitlerde bulunulabilir. Buna göre üyelerin diğer sitelerin üyelerine kıyasla yüzde 40 fazlasının evli, yüzde 80 daha fazlasının beyaz ten rengine sahip olması muhtemel. Ortalamada en yüksek gelir seviyesine 61.000$lık gelir ile yine facebook kullanıcıları sahip. Yine ankete göre üyelerinin yüzde 59u son altı ay içinde site alışkanlıklarını artırdı ve gün içinde daha fazla vakit harcıyor. Son zamanlardaki yaşlanma tartışmalarına da bu çalışma bir nokta koyuyor. Son zamanlarda daha yaşlı kullanıcıların sosyal ağ kullanımı yaygınlaştıkça ortaya çıkan istatistiğe göre facebook yaşlılar tarafından daha çok tercih ediliyor ve siteye üye olanların yüzde 75i aktif kullanımda kalıyor.

Twittercılar

Twitter kullanıcıları üstün kullanıcı kimliğine sahip olanlar. Diğer herhangi bir ağın üyelerinden daha fazla ilgi gösteriyorlar tüm konulara. Bütün ağlar arasında şimdilik en metropolitan görünümlü olanı twitter olarak göze çarpıyor. Online alışveriş oranlarına da bakıldığında twitter kullanıcılarının en çok satın alma işlemini gerçekleştirdiği görülüyor.

Twittercılar ayrıca girişimci ruha da sahip. Çalıştıkları kurumu, kendi işlerini, ürettiklerini çevrelerine tanıtmak adına insanlar twitter’a başvuruyor. Yazdıkları bloglar, üzerinde çalıştıkları konuları twitter’a yazan kullanıcılar ayrıca hoşnut kalmadıkları durumları eleştirmeyi de ihmal etmiyor. Bu durumda firmalar için dikkat edilmesi gereken ve her daim memnuniyeti sağlanması gereken bir grup olarak ortaya çıkıyor twittercılar. İlginç bir not olarak belirtilmesi gerekenlerden biri de twitter üyelerinin yüzde 31inin günlük kahvelerini online satın alması.

Twittercılar çalışanlar arasında en çok yarı zamanlı çalışan kişiler. Ortalama gelirleri ise 58.000$ ve twitter üzerinde ortalama 28 kişi tarafından izleniyorlar. Tam olarak siteye bağımlı hale gelmiş değiller ve üyelerinin yüzde 43ünün belirttiğine göre günlük hayatta twitter olmasa büyük eksiklik de hissetmezler.

MySpaceciler

En genç kullanıcı profili MySpace ile karşımıza çıkıyor. Eğlence düşkünü ve sıkıldıkları bir durumda hemen kaçan MySpace kullanıcıları ayrıca son zamanlarda gittikçe daha da az sitelerine giriyor.

Halen 67 milyon üyesi bulunan MySpace gittikçe kötü bir zaman geçiriyor. Kalan üyeleri halen eğlendiğini belirtse de kayıtlı üyelerin cevapları korkutucu gibi. Siteye üye olma sebepleri arasında eğlence diyenlerin oranı bir hayli büyük ve eğlendirici içeriğe sahip olmayan bir konuyu tamamen göz ardı etmeye meyilliler. Ayrıca MySpace kullanıcılarının ortalama çoğunluğu fiziksel aktivitelere olabildiğince az katılıyor ve spor da yapmıyor. Ayrıca kullanıcılar diğer sitelere kıyasla daha çok erken yaşta hamilelik ve çocuk bakımı ile ilgili konuları öncelikli arama kelimeleri olarak çıkarıyor.

Diğer ağlarla kıyaslandığında en düşük gelirli profile sahip MySpace kullanıcılarının ortalama geliri 44.000$. bunun yanında azınlıklar tarafından daha fazla tercih edilen bir site olarak da MySpace karşımıza çıkıyor. Kullanıcıların yüzde 23ü öğrenci iken, toplam kullanıcıların yüzde 60ı da bekar ve yalnız.

LinkedInciler

LinkedIncilerin her şeyinin iş olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Kullanıcılarının çoğunun erkekler olduğu tek sosyal ağ olarak da ilginç bir şekilde ön plana çıkıyor LinkedIn. Buna karşın en yüksek gelir ortalaması da bu sitede, 89.000$. Kullanıcıların siteye katılmaktaki ilk amaçları da zaten iş ile ilgili olmasından dolayı olarak not edilmiş durumda. İş arkadaşları ya da bağlantılarını bir arada koordine etmek amacıyla siteye katılan kullanıcılar, sitenin olanaklarını en çok yeni eleman alımları için kullanıyor.

İlgi alanları da iş ile ilgili konuları yansıtıyor. Buna göre kullanıcılar daha çok haber okumak, çalışma olanakları ile ilgili bilgi almak, spor konuları ile politikaya ilgili. LinkedInciler diğer ağ üyelerinin aksine daha çok boş zamanlarını vücut salonu, spa, yoga, golf, tenis gibi faaliyetlerde geçiriyor. Ayrıca oyun cihazları dışında diğer tüm ağ kullanıcılarının ortalamasının toplamından daha çok dijital ve elektronik cihaza sahipler.

LinkedIncilerin farklılıkları nedir peki? Bu araştırmanın ortaya çıkardığı ilginç notlardan biri de şu ki LinkedIn kullanıcıları diğer ağ üyelerinden çok daha fazla kumar ve dizi hayranlığı sergiliyor.

Anderson araştırmasının olduğu gibi önümüzdeki günlerde müşteri profili ve ürün sunumu ile ilgili çalışmalar daha da artarak devam edecek. Yakın gelecekte hepimizi daha sağlam temellere oturmuş bir dijital reklamcılık ve online yayım akımı bekliyor. Kişisel kullanımı öne çıkaran sitelerin içeriklerini araştırmacılara açması konusundaki etik tartışmaları sürerken bir yandan da şirket kullanıcıları böyle araştırmalardan ve online piyasa yoklamalarından memnun görünüyor.


kaynak: http://adage.com

16.6.09

İhtiyaç var mi?

Konumlandirma yaparken, 'buna ihtiyaç var mı?' sorusu önemlidir. Karşılık bulacak mı?
Rekabette hangi noktada olacak?

Küçük Emrah bir fenomendi ve çok satıyordu kasetleri. Filmleri video kaset dünyasında ilk sıralardaydı.Yerini doldurabilecek bir rakibi bile yoktu.

Büyük Emrah ise arabesk olmayınca pop olsun dedi. Yüzlerce popcu arasında rekabete daldı.

Küçük Emrah başarılı olurker, büyüğü tutmadı.

27.5.09

Neredeyiz...

Kültür yapıları ve gelişmişlik düzeyleri, “satın alma ve satma” biçimlerini derinden etkiler.

Bizim gibi pazar kültüründen gelen bir toplumda her şeyi dokunarak test etme alışkanlığı vardır. Bu kişiye güven ve özgürlük verir. Fakat yıllar içinde sıradan bir kağıt üzerine çirkin el yazısıyla yazılmış “Lütfen dokunmayın” uyarıları çoğaldı. Sert bakışlar bizi takip etmeye başladı. Köylülük bırakılmalıydı artık. “Biraz adam ol, modern ol. Dokunma mallara” dönemi başladı.

Buna paralel olarak kahve kültürünün yapısında olan “Bir iki çay içerim bütün gün otururum” yaklaşımı da kötü yorumlar ve tacizci baskılar altında yok oldu. Bitti mi yemeğin çayın, kalkacaksın. Yoksa garson 10 dakkada bir masayı siler ve birşey isteyip istemediğini sorar.

Biz böyle evrimleşirken dünya bize kazık attı.

Alışveriş alışkanlıklarında “dokun, kullan istersen al”, hatta “değiştir veya kendin tasarla/yap” çağına girdi. Üstelik kahve zincirleri zıplaya zıplaya her yere yayıldı ve “Al Vanilya Latte’ni, otur istediğin kadar. Hatta internet de sunayım sana” felsefesini benimsedi. Zafer onlarındı.

Yine yanlış yaptık! Tur bindirdiler bize.

Bitirmeden söyleyeyim. Özellikle kahve zincirleri dünyada küçülürken bizde bir caddede 3 tane açılması ne anlama geliyor derseniz...

Bu evrimin oyunu bize.

21.5.09

Harika ofisler içinizi açar...

14.5.09

Stratejk Planlama, değişen dünyaya yeni yollar çiziyor.

İyi ya da kötü herkesin, her kurumun bir stratejisi vardır. Stratejik planlama yapmıyorsanız, kötü bir strateji izliyorsunuz demektir.

İşte bu çok önemli ve değerli kavram, günümüzde yeni anlamlar kazanarak içerik değiştiriyor, farklı biçimlere dönüşüyor. Ekonomilerin sarsıldığı, iş süreçlerinin devrimsel nitelikte yeni kurallarla yapılandığı, pazarlamanın daha katı yöntemlerle yapıldığı bu ‘belirsizlikler çağında’, stratejik planlama yeni unvanlar kazanıyor.

Statik ve katı stratejik planlamalar tarihin derinliklerinde kaybolurken; esneyebilen, yaratıcı, rekabetüstü ve güncelliğini yitirmeyen stratejiler tahta oturdu. İvmeleri görebilen, trendleri iyi analiz eden ve fırsat kapılarını uzaktan sezebilen stratejik planlamacılar ‘önemli kişi’ konumuna yükseldi.

Tüm disiplinlerde olduğu gibi reklamda da bu yeni dünyanın kanunları işlemeye başladı. Reklam ve stratejik planlama gibi iki kardeşin aynı yönde yürümesi kaçınılmazdı sonuçta. Reklam; sadakatsizleşen, harcamalarını kısan, ucuzuna koşan, kalite algısı bulanıklaşan tüketicileri yakalamak istiyorsa, reklamcılar stratejiye eskisinden çok daha önem vermeli.

Kabuk değiştiren dünyanın DNA’sı da bambaşka kodları içermeye başladı. Bu nedenle iletişimin imparatoru reklam, stratejinin çizdiği yolları daha iyi benimsemeli.

İnternetin kitlesel medya olduğu, interaktif kelimesinin sihirli bir güce kavuştuğu, her insanın birkaç role girebildiği, etki kanallarının kökünden değiştiği bugünün arenasında, stratejik planlama küllerinden yeniden doğuyor, reklama vahşi ormanda yol gösteriyor.

17.3.09

Dünya üzerinde yeni fikirler... Playboy Energy Drink

8.3.09

Arkadaşlardan... The Brand Age

Marka Fabrikası Yayınları tarafından, “marka yönetimi” konusuyla ilgili profesyonellere yol göstermek amacıyla büyük bir titizlikle hazırlanan “The Brand Age” dergisi yayın hayatına başladı.

Türkiye’nin ilk marka yönetimi dergisi olan The Brand Age; marka analizleri, araştırmaları, röportajları, vaka örnekleri, köşe yazıları, yorumları ve marka iletişimi kampanyalarını okuyucuları ile buluşturuyor. İlk sayısı 1 Şubat 2009 tarihinde yayınlanan The Brand Age dergisi okuyucularından büyük ilgi gördü. İkinci sayısı Mart 2009’da piyasaya sunulan dergi ayrıca, yerli ve yabancı yazarları, Türkiye ve dünyadan marka haberleri, akademik konuları ve eğlenceli sayfaları ile marka çalışması yapan tüm kurum ve kişilerin eksikliğini duyduğu bir yayın ihtiyacını karşılıyor.

4.3.09

Böyle Reklam Olur mu?



Aylık mizah dergisi KOALA’nın orta sayfasında yayınlanan komik reklamların tümü bir kitaba doldu. Muhabbetin keyiflisi Kafe Arşiv’e kısmet oldu!

Böyle Reklam Olur mu? Kristal Armutluk Reklamlar sahiplerinin sesinden bu Cumartesi üçBeş muhabbette!

Eski bir reklam yazarı olan karikatürist Gürcan Yurt ve halen reklam sanat yönetmenliği yapan karikatürist Volkan Hoşcan 7 Mart’ta Kafe Arşiv’de.

Yer: Akademi İstanbul / Reklam Yaratıcıları Kulübü
İstiklal Cad. Zambak Sok. No. 23 Beyoğlu İstanbul

T 0212 245 41 80

26.2.09

Ajans bloğunu güncelledik...

8.11.08

Logo mu aramıştınız?

www.brandsoftheworld.com

1.8.08

İlk yapmak veya en iyisini yapmak

Farklı markalar ve farklı kategoriler, modacılarla çalışmayı seviyor son yıllarda. Bunun nedeni PR değeri yaratmak, gazetelerin hafta sonu eklerinde olmak.

Artık bu sıkıcı hale gelmeye başladı ve her ne kadar hala haber değeri olarak kabul edilip sayfalarda yer bulsa da, bence markalara hiçbir şey katmıyor.

Başka bir "ilk" bulmak gerek.

Düşünün, düşünün, düşünün...

10.7.08

Kötü haber tez yayılır

İnsanlar olumsuz haberlere, olumlu haberlere göre daha fazla tepki veriyor ve olumsuz olayları daha fazla hatırlıyor. Bazı araştırmalara göre bu oran iki, bazı araştırmalara göre ise üç katı.

Marka yönetimi ve markanın kontrolü konusunda sarf edilen çaba, bu nedenlerle daha fazla önem kazanıyor. İtibar ve kriz yönetimi gibi karizmatik kavramlar da bu nedenle ilgi çekiyor. Türk markalarının bakış açısından bakarsak karneler genelde zayıftır. Holdingler bu konuda danışmanlık şirketiyle anlaşıp yönetici demeçlerinde ilk cümlelere mutlaka sıkıştırırlar.

Fakat holdingin sahip olduğu beyaz eşya markasıyla yaşadığınız bir sorun her şeyi ters yöne savurabilir. Beyaz eşya iki kere bozulur. Sonra daha büyüğünü almak için onu tamir edilmiş olarak bir ihtiyaç sahibine verirsiniz. Aynı markanın ürününü -nedense- tekrar alırsınız. Yine bozulur. Kanun ne diyor. Aynı arızayı üç kere yaparsa değiştirilir. Siz de eşe dosta markayı kötülersiniz. Yeni evlenenler, eşyasını değiştiren herkes bu yorumunuzu dinler ve uygular. Ayrıca başkalarıyla da paylaşır.

Sonuç... Bugün yüzde içerisinde küçük bir pay, yarın bir çığa dönüşebilir.

Hesap ortada. Yeni müşteri kazanmanın maliyeti, eldeki müşteriyi tutmaktan daha yüksek.

Etki mi dediniz? İşte etki!

25.6.08

Intersexion'da ne?

Segmentasyon bazlı kurgularda, cinsiyet yerine artık 'kişiliklerin ayrımı' ön plana çıkıyor. Tüm ürünler/markalar için geçerli olmasa da, hatırı sayılır bir oranda kendine yer buluyor.

Kadının ve erkeğin toplum içerisindeki konumu, görevleri ve rolleri değişiyor. Ve bu değişim, henüz yolun çok başında.

Daha çok kazanan ve ailenin gelir reisi olan kadınlar, evde çocuk bakan erkekler. Bu tür değişimleri, geleceğin pazarlaması ve konumlandırmaları için mutlaka takip etmeliyiz. Belki niş bir alanda, belki de geniş bir alana yayılarak evrimlesecek her şey.

Gözümüz üzerlerinde olsun...

19.6.08

Müşterileri tanımak!

Deneyim Envanteri diye bir kavram var. Müşterilerinizin deneyimlerini saptayıp grupluyorsunuz. Bahsettiğim şey asla 'görüş' değil, 'deneyim'.

Reklamverenler ilk önce bir ileri görüşlülüğe sahip olacak ki, bu işe adım atsınlar. Sonra; bilgi toplama planı, bilgi toplama işlemi, elde edilen bilginin analizi süreçleri tamamlanır.

Ve asıl iş bundan sonra başlar. 'Farklılaşma' dediğimiz hayat kurtarıcı, sihirli kelimenin hakkının verilmesi için 'herkes' çalışmaya başlar.

Herkes: Üretimden pazarlamaya, tedarikten reklam ajansına kadar. İşte ip burada kopuyor. Birbiriyle uyumsuz, aynı motivasyonu ve amacı taşımayan, aynı değeri benimsemeyen, amaca aynı açıdan bakmayan insanlar/gruplar, bu yolculuğun tamamlanmamasına neden oluyor.

Bu nedenle, yüzlerce girişimden sadece birkaçı başarıya ulaşıyor.

Bin zincirin en güçlü halkası, en zayif halkası denmesinin nedenlerinden biri de bu. Ortak 'adanmışlık ve profesyonellik anlayışı' yok.

Çözüm, yola çıkarken yapılanlarda gizli. Stratejide...

Aklını Kullan, Aksini Düşün

Hani uzun uzun cümleler okumak istemez, ama keskin önermelere de ihtiyaç duyarsınız. Biraz kafa dağıtmaya veya kafayı değiştirmeye iyi gelir.

İşte bu arayış için harika bir öneri...Aklını Kullan, Aksini Düşün/Paul Arden

4.6.08

Çocuk kitapları pazarlaması

Franchising iyi mi kötü mü?

Büyüme ve işletme yapınız, hizmet kültürünüzü ve marka değerinizi etkiler. Bunu iyi anlatan bir cümle...

"Franchising, Starbucks'ta neredeyse yasaklanmış bir kelimedir. Onlar, bizlerle müşterilerimiz arasına girecek aracılardır."
Howard Schultz/Starbuck Yönetim Kurulu Başkanı

30.5.08

Neyi ölçüyoruz?

Mecralar konu olduğunda ölçülebilirlik hemen masaya yatırılır. Mecra sahipleri ve mecrayı pazarlayanlar hemen cevap verir. Bunda bir sorun yok.

Peki ne kadar gerçektir bu rakamlar/cevaplar.

Konuyu şuraya getireceğim. Alışveriş merkezlerinin güvenlik noktalarında giydirme yaparak bunun ölçülebilir olduğunu söylemek ne kadar gerçekci.

Bence hiç değil... İnsan algılamasında 'bakmak ve görmek' kavramı vardır.

29.5.08

Reklamcılar ve sokaktakiler...